|
ÇOCUK HAKLARI AÇISINDAN 23 NİSAN:
BİR
BASIN ANALİZİ (2001-2002)
Serdar M. Değirmencioğlu,
Ömer Şirin ve Elif Eda Tartar
Psikoloji Bölümü
İstanbul Bilgi Üniversitesi

IV.
Çocuk Kültürü Kongresi
Ankara Üniversitesi
ÇOKAUM
16 Ekim 2003
Özet
Bu
çalışmada 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın basın tarafından kamuoyuna ve
çocuklara sunuluşu, çocukların yararı ve hakları açısından
incelenmiştir. Çalışmada 2001 ve 2002 yılında 23 Nisan günü
yayımlanan gazeteler ve ekleri içerik analizine tabi tutulmuştur.
İncelenen gazetelerin aralarında önemli farklar olmasına karşın,
ortak eksiklikler olduğu saptanmıştır.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocukların
sesleri gazeteler tarafından duyurulmamaktadır. Çocukların
görüşlerine yer verildiğinde, bu görüşlere ayrılan yer, diğer
kişilerin görüşlerine ayrılan yere oranla çok küçüktür. Gazetelerde
çocuklar özne değil nesne olarak sunulmaktadır. Çocukların
yaptıkları, yapmak istedikleri ve yapabilecekleri değil, çocuklar
için yapılması gerekenler, çocuklara yapılanlar ve çocuklara
törenlerde verilen geçici payeler üzerinde durulmaktadır. Sık sık
çocuğun bir politik araç olarak kullanıldığı görülmektedir.
Gazetelerde çocuk hakları, özellikle katılım hakkı ve Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin en önemli öğesi olan çocuğun yararı üzerinde
durulmamaktadır. Gazeteler 23 Nisan’ın törensel ve politik yönüne
daha geniş yer ayırmakta, çocukların bir politik araç olarak
kullanıldığı yazılara yer vermektedir. Gazetelerde çocukların neleri
hak ettiği, hangi açılardan zor durumda bırakıldıkları,
engellendikleri ve çocuğun yararının nasıl öne çıkarılabileceği ele
alınmamaktadır. 23 Nisan törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar
gazetelere pek yansımamaktadır. Tören hazırlıkları sırasında yaşanan
sıkıntılar ise hiç ele alınmamaktadır. Milliyetçi söylem birçok
diğer ulusal bayramda olduğu üzere genel olarak yaygın, kimi
gazetelerde ise özellikle baskındır. Bu yaklaşım, 23 Nisan Çocuk
Bayramı’nın dünya çocuklarına da armağan edildiği söylemi ile
çelişmekte ve bu bayramın içeriğini kısırlaştırmaktadır. Haberlerde
çocukların sorunlarının ele alınışı çocukların “zavallılaştırılarak”
sunulmasına varmaktadır. Çocukların sorunları ve çocuk hakları
ihlalleri neredeyse bir umutsuzluk havası yaratmak istenircesine
çarpıcı sayılar ve öyküler ile gündeme getirilmektedir. Sorunlar ve
ihlaller hakkında neler yapılabileceği, çocukların kendi sorunlarına
ilişkin neler yapabileceği ve yaptığı ele alınmamakta; bu konuda
uzmanların görüşlerine yer verilmemektedir. 23 Nisan özellikle çok
satan gazeteler tarafından çocukları tüketime itmek için bir araç
olarak kullanılmaya başlanmıştır. “23 Nisan Çocuk Eki” olarak
gazeteler ile verilen ücretsiz eklerde, 23 Nisan bir alışveriş
bayramı olarak sunulmakta ve çocuklar tüketime özendirilmektedir. Bu
sorunların aşılması için somut önerilerde bulunulacaktır.
Çocuk Hakları Açısından 23 Nisan:
Bir Basın Analizi (2001-2002)
Hemen her çalışmanın kendine özgü
bir geçmişi, tarihçesi vardır. Bu çalışmada ele alınan konu, Çocuk
Bayramı (resmi adıyla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı) günü olarak
kutlanan 23 Nisanlarda çocukların gerçekten çocuklara uygun,
çocuklara yakışan bir bayram yaşayıp yaşamadıkları sorusundan yola
çıkılarak belirlenmiştir.
Çocuk Bayramının bu çalışmada bir
bayramdan çok bir “mesele” olarak ele alınması, bu alanda çalışan
birçok araştırmacıyı şaşırtmayacaktır. Ancak bu meselenin
kristalleşmesine yol açan ve bu araştırma açısından bir başlangıç
olan gözlem, her yıl Ankara’da düzenlenen, geleneksel olarak en üst
düzeydeki devlet yetkililerinin katılımı ile gerçekleşen ve TRT
tarafından Türkiye’nin hemen her yerine, hatta uluslararası yayınlar
ile başka ülkelere de taşınan 23 Nisan törenlerinin 1999 yılında
düzenlenenine dayanır. Özetle gözlemlenen şudur: tören alanındaki
çocukların aylar süren provalar sonrasında gerçekleştirmekte
oldukları hareketlerden saptığını gören bir görevli (üzerindeki
giysiden, ses tonundan ve davranışlarından anlaşıldığı üzere önemli
bir görevli), bulunduğu kapalı tribünden elindeki mikrofonla
bağırarak çocuklara “uyarı” anonsları yapar.
Bu çalışmanın ilk yazarı tarafından
gözlemlenen bu bağırılarak yapılan anonslar belki de hiç sıradışı
değildi ve o an Türkiye’de başka yerlerde yapılan 23 Nisan
törenlerinde de benzer şekillerde yapılmaktaydı. Bu anonsu
diğerlerinden ayıran ve daha çarpıcı kılan ise, anonsun Türkiye’de
hukuku ve hukukun koruyucusu devleti temsil eden en üst düzey
yetkililerin “huzurunda”, yani gözlerinin önünde gerçekleşmesi ve bu
aslında inanılması güç durumun televizyondan bütün Türkiye’ye naklen
yayımlanmasıydı.
Daha da bastırarak vurgulamak
gerekirse, resmi bir Çocuk Bayramı töreninde resmi bir görevli,
resmen çocukların haklarını, heyecanlarını, isteklerini, sözde
çocuğun olan bayramı unutarak alanda düzenli ve uyumlu hareketlerden
oluşan, ama çocuğun öznesi değil nesnesi olduğu töreni korumaya
çalışıyordu. Resmi olarak korunmaya ve hatta öne çıkarılmaya
çalışılan Çocuk Bayramı ya da çocukların hakları değil, resmi bir
törendi.
Bu birkaç dakikalık çarpıcı
“bağırarak anons”, Cumhurbaşkanı dahil hukuku ve hukukun koruyucusu
devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde
gerçekleşmesine karşın, yetkililer bu anonslara müdahale etmedikleri
için gerek alandaki çocuklara, gerek tribünlerden ve ekranlardan
töreni izleyen çok sayıdaki kişiye verdikleri mesaj çocuklara kötü
muamelenin resmen yapılabileceğiydi.
Bu gözlemin ardından ertesi gün
basının Çocuk Bayramında yaşanan bu inanılması zor tabloyu nasıl
yansıtacağını ve bu duruma duyarlı olacağını düşünülebilecek
kişilerin ve örgütlerin görüşlerini aktarıp aktarmayacağını merak
ederek gazeteleri inceleyenler olduysa, onlar da çalışmanın birinci
yazarı gibi bu konuda basında hiçbir şey göremediler. Çocuk Bayramı
bir kez daha yaşanmış, gerçekleşen törenlere gazeteler küçük ama
mutlu haberlerle yer vermiş ve bu birkaç dakikalık çarpıcı
“bağırarak anons” gibi nahoş yanları olan olaylar gazetelerde yer
almamıştı. Demek ki, demokrasilerde “dördüncü kuvvet” olarak görülen
basın da Çocuk Bayramında gerçekleşen küçüklü büyüklü hak
ihlallerini pek önemsemiyordu. Bu ihlallerin hukukun koruyucusu
devleti temsil eden en üst düzey yetkililerin gözlerinin önünde
gerçekleşmesi, yetkililerin bu ihlallere müdahale etmeyince
kamuoyuna verdikleri mesajın olumsuz içeriği basın tarafından pek
önemsenmiyordu.
Ertesi yıl da gazetelerin farklı 23
Nisan yayınları yaptıkları söylenemez. Çocuk hakları alanında
çalışan kişilerin ve özellikle çocuk gelişimi üzerine uzmanlaşan
akademisyenlerin de 23 Nisanda olanlar üzerinde durdukları
söylenemez. Oysa çocuğun yaşadıklarının ciddiye alınması, en azından
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bir gereğidir. 1999 ve 2000
yıllarındaki 23 Nisan gözlemlerinin temel sonucu, basının çocukların
yaşadıklarına da çocukların seslerine de gayet kapalı olduğuydu.
Bu araştırmaya çıkan ikinci patika,
ilk yazarın 2000 Eylül ayında Salzburg’da katıldığı bir toplantıda
Trish Lindberg tarafından ABD’de başarı ile gerçekleştirilmiş olan “Başkan’a
Posta Gönder” Kampanyasından esinlenerek 2000 Aralık ayında,
gerek çocuk hakları çerçevesine gerekse Türkiye’de çocukların ve
gençlerin acil gereksinimlerine uygun olarak başlattığı “Benim de
Sesim Var – Sesimi Duyun: Başbakan’a Yazıyorum” Kampanyasıdır.
Bu kampanyaya 2001 Nisan ayına dek
yaklaşık 1500 çocuk, 2001 Mayıs ayına dek yaklaşık 1500 genç
katılmıştır. Katılan çocuk ve gençler, Başbakan’a iletmek
istedikleri mesajları bir web sitesinden (www.sesimiduyun.org),
kampanya için hazırlanmış formlar aracılığı ile, e-posta mesajları
ile veya kimisi elle hazırlanmış zarflar içinden çıkan mektuplar
aracılığı ile ilettiler. Çocukların gönderdiği mesajlar 23 Nisan
günü “Çocukların Sesleri” başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna,
gençlerin gönderdiği mesajlar ise 19 Mayıs günü “Gençlerin Sesleri”
başlığıyla Başbakan’a ve kamuoyuna sunuldu.
23 Nisan 2001 günü çocukların
gönderdiği mesajlar kimi gazetelerde farklı başlıklarla, daha çok
çarpıcı olanları öne çıkarılarak yayımlandı. Kampanya sayesinde
basına aktarılan mesajlar dışında çocukların sesleri basında hemen
hiç yer almamaktaydı. Bu gözlem, 1999 ve 2000 yıllarındaki 23 Nisan
gözlemlerinin temel sonucu olan basının çocukların yaşadıklarına da
çocukların seslerine de gayet kapalı olduğu saptaması ile tutarlıydı.
Genel Çerçeve ve Ana Sorular
Bu çalışmada 23 Nisan Çocuk
Bayramı’nın basın tarafından kamuoyuna ve çocuklara sunuluşu,
çocukların yararı ve hakları açısından incelenmiştir. Çalışmada 2001
ve 2002 yılında 23 Nisan günü yayımlanan gazeteler ve ekleri içerik
analizine tabi tutulmuştur. Bu içerik analizinde aşağıdaki soruların
üzerine eğilinmiştir:
·
23 Nisan Çocuk
Bayramı, gazetelerde nasıl yer alıyor?
·
23 Nisan Çocuk Bayramı
gazetelerde kamuoyuna ve çocuklara nasıl sunuluyor?
·
23 Nisan Çocuk
Bayramı’nın ne kadarı çocuklarındır?
·
Dünyadaki tek çocuk
bayramı olarak sunulan 23 Nisan Çocuk Bayramı basında çocukların
yararı ve hakları göz önünde tutularak ele alınıyor
mu?
Çalışmada Sorulan Sorular
-
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda
çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
-
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda
çocuklar bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
-
23 Nisanda çocuk hakları
ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
-
23 Nisan Çocuk Bayramı
törenlerinde çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
-
23 Nisanda milliyetçi söylem
ne kadar baskın?
-
23 Nisan haberlerinde
çocukların Türkiye’deki ve dünyadaki sorunları
nasıl ele alınıyor?
-
23 Nisan Çocuk Bayramı
çocukları tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor
mu?
Yöntem
Bu çalışmada görece çok satan
gazetelerin 2001 ve 2002 23 Nisanlarındaki
yayınları örneklem olarak
alınmıştır: 23 Nisan 2001
gazeteleri, varsa 23 Nisan ekleri ve 24 Nisan gazeteleri. 23
Nisan 2002 gazeteleri, varsa bu gazetelerin 23 Nisan ekleri.
Gazetelerdeki irili ufaklı 23
Nisan haberleri,
yorumlar ve köşe yazıları yukarıdaki yedi soru açısından içerik analizine tabii tutularak
incelenmiştir.
İncelenen gazeteler, alfabetik sırayla, şunlardır: Akit (ertesi yıl
Vakit), Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Evrensel, Gözcü, Hürriyet,
Milliyet, Ortadoğu, Posta, Radikal, Sabah, Star, Takvim, Türkiye,
Yeni Şafak, Zaman.
Bulgular
İncelenen gazetelerin aralarında önemli
farklar olmasına karşın, ortak eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu
nedenle aşağıdaki saptamalar, genelgeçer saptamalar olarak
alınabilir.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda
çocukların sesleri ne kadar duyuruluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda
çocukların sesleri gazeteler tarafından duyurulmamaktadır.
Çocukların düşüncelerine ve görüşlerine yer verildiğinde, bu
görüşlere ayrılan yer, devlet görevlilerinin, politikacıların ve
diğer kişilerin görüşlerine ayrılan yere oranla çok küçüktür.
Ender iyi bir örnek
23 Nisan 2001 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde sadece çocuklardan
gelen metinlerle dolu bir “23 Nisan Çocuk Gazetesi” sayfası
bulunuyor (s.9).
Sayfanın
üst kısmında çocukların seslerini
Başbakana ve kamuya
duyurması için
düzenlenmiş
“Benim de Sesim Var, Sesimi Duyun
– Başbakana Yazıyorum”
adlı
kampanyadan örneklere yer verilmiştir.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar
bir özne mi yoksa bir nesne mi olarak sunuluyor?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuklar
birer
özne değil nesne olarak sunulmaktadır. Çocukların yaptıkları, yapmak
istedikleri ve yapabilecekleri değil, çocuklar için yapılması
gerekenler, çocuklara yapılanlar ve çocuklara törenlerde verilen
geçici payeler üzerinde durulmaktadır. Birçok açıklamada çocuğun bir
politik araç olarak kullanıldığı, yani çocukların daha önemli bir
politik hedefi eleştirebilmek için kullanıldığı görülmektedir.
23 Nisanda çocuk hakları ve Çocuk
Hakları Sözleşmesi’nden söz ediliyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda çocuk
hakları, özellikle çocuğun katılım hakkı ve Çocuk Hakları
Sözleşmesi’nin en önemli öğesi olan çocuğun yararı üzerinde
durulmamaktadır.
Gazeteler 23 Nisan’ın törensel ve
politik yönüne daha geniş yer ayırmakta, çocukların bir politik araç
olarak kullanıldığı görüş ve yazılara yer vermektedir.
Gazetelerde çocukların neleri hak
ettiği, hangi açılardan zor durumda bırakıldıkları veya
engellendikleri ve çocuğun yararının nasıl öne çıkarılabileceği ele
alınmamaktadır.
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde
çocukların yaşadığı sıkıntılar yansıtılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerinde
çocukların yaşadığı sıkıntılar gazetelere pek yansımamaktadır.
Çocukların törenlerde örneğin
yağmur altında
“yine ıslandığı” söylense
bile bunun ötesinde bir yorum veya görüş belirtilmemektedir.
Törenlerde çocukların tuvalete
gidememesi gibi sorunlar ender olarak ele alınmakta, ele alındığında
bile bu konuda özel bir duyarlılık veya karşı çıkış olmadığı
görülmektedir.
Uzun süren
tören hazırlıkları
sırasında yaşanan sıkıntıları ise hiç ele alınmamaktadır.
Bir örnek:
“İzmir, Manisa,
Bolu, Bursa, Ardahan ve Şanlıurfa’da da kutlamaların gösteri bölümü
kötü hava nedeniyle yapılamadı. Gösteriler için günlerce prova
yapan minikler bu durumdan hiç memnun olmadı.”
(Bu yağmur da
nereden çıktı”,
alt başlık, Radikal, 24 Nisan 2001, s. 3)
23 Nisanda milliyetçi söylem ne
kadar baskın?
23 Nisan Çocuk Bayramı’nda
milliyetçi söylem birçok diğer ulusal bayramda olduğu üzere
genel olarak yaygın, kimi gazetelerde ise özellikle baskındır.
Gazetelerde
“biriciklik” ifadeleri
kullanılmakta; “Türk”,
“Türki” gibi sadece Türk ulusuna aitliği belirten kelimeler
koyultularak yazılmakta;
kimi gazetelerde Türkiye’nin dört bir yanının düşmanlarla çevrili
olduğunu anlatan cümleler bulunmaktadır.
Bu yaklaşım, 23 Nisanın dünya
çocuklarına da armağan edildiği söylemi ile çelişmektedir ve bu
bayramın içeriğini kısırlaştırmaktadır.
Bir örnek:
“Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin kurulduğu 23 Nisan 1920 tarihinin her
yıldönümü, Türk ve dünya çocuklarının sevincine sahne oluyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk
tarafından çocuklara armağan edilen kutlu gün, yurtta ve dünyada
coşkulu törenlerle kutlanıyor. (...) Bayram, Türki
cumhuriyetlerde de renkli törenlerle kutlandı” (“Bugün 23 Nisan!”
başlıklı haber. Vurgular haberin kendisindendir; Takvim, 23
Nisan 2001, s. 6.)
23 Nisan haberlerinde
çocukların Türkiye’deki ve
dünyadaki sorunları nasıl ele alınıyor?
23 Nisan haberlerinde çocukların sorunlarının ele alınışı çocukların
“zavallılaştırılarak” sunulmasına varmaktadır.
“Şanslı çocuk – şanssız çocuk”
gibi ayrımlar yapılmakta, “çocuk olmak çok zor” gibi
başlıklar ile çocukların sorunları ve çocuk hakları ihlalleri bir
umutsuzluk havası yaratmak istenircesine
ele alınmaktadır.
Bir örnek:
“23 Nisan Ulusal
Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle kimi şanslı çocukların
bayram yerine çevirecekleri sokaklara değil de, aileleri tarafından
çalıştırılan çocukların hayat mücadelesini erken bir yaşta
öğrendikleri arka sokaklara çevirelim istedik yüzümüzü bugün.”
(Akşam Gazetesi 23
Nisan 2001 haftası yayımlanan Canteen ekinden sokakta çalışan
çocuklarla ilgili bir yazıdan)
Sorunlar ve ihlaller hakkında neler
yapılabileceği, çocukların kendi sorunlarına ilişkin neler
yapabileceği ve yaptığı ele alınmamakta; bu konuda uzmanların
görüşlerine yer verilmemektedir.
23 Nisan Çocuk Bayramı çocukları
tüketime itmek için bir araç olarak kullanılıyor mu?
23 Nisan Çocuk Bayramı özellikle çok
satan gazeteler tarafından çocukları tüketime itmek için bir araç
olarak kullanılmaya başlanmıştır.
“23 Nisan Çocuk Eki” olarak
gazeteler ile verilen ücretsiz eklerde, 23 Nisan bir alışveriş
bayramı olarak sunulmakta ve çocuklar tüketime özendirilmektedir. Bu
açıdan en çarpıcı örnekler
Milliyet 23 Nisan 2001 özel eki ve Sabah 23 Nisan 2002 özel ekidir.
Sonuç
Gazetelerin 23 Nisan Çocuk
Bayramı’na ilişkin yayınlarında çocuklar, çocuk hakları açısından
veya çocuğun yararı göz önünde tutularak bakıldığında kabul
edilebilir bir şekilde ele alınmamaktadır. Çocuklar kendilerine
adanmış bir bayramda hakları, istekleri ve kendi sözleri ile
basında yer alamamaktadırlar. 23 Nisan Çocuk Bayramı hak
ihlallerinin yaşandığı, çocuğun eziyet gördüğü bir bayram bile olsa
basın haberdar etme ve bilgilendirme görevini yapmaktan
kaçınmaktadır.
23 Nisan Çocuk Bayramı’nın çocuk
gündeminden uzakta yaşanmasına ilişkin yazılar ise basında hemen hiç
yer almamaktır. Örneğin bu alıntı çok ender duyulan seslerden
biridir:
“Neden
çocuklar Çocuk Bayramı’nda okul ödevi yapma duygusundan
kurtulamıyor? Gelin bu bayramı gerçekten çocuklara bırakalım. Gelin
bu bayramı çocuklar çocukça kutlasınlar... (Haşmet Babaoğlu,
köşe yazısı, Sabah 23 Nisan 2001, s.2)
Çocukların Çocuk Bayramı’nda bile
ciddiye alınmaması, yaşadıklarının ve hak ihlallerinin ciddiye
alınmaması, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ve bu sözleşmenin getirdiği
yükümlülüklerin hemen hiç vurgulanmaması bu çalışmanın çıkış noktası
olan basının çocukların yaşadıklarına da, çocukların seslerine de
gayet kapalı olduğu saptaması ışığında ele alındığında basına
müdahale edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
“Müdahaleci, eylemci bilim insanı”
modeli, bu müdahalenin bilim ile uğraşan ve çocuk hakları alanında
çalışan bilimciler tarafından yapılabileceğine ve yapılması
gerektiğine işaret eder. Gerek hak ihlallerinin önlenmesi, gerek
çocukların daha iyi koşullarda yaşayabilmesi ve gerekse çocukların
kendi haklarına sahip çıkma uğraşına katılabilmeleri için bu
müdahaleler çok gereklidir.
Bu bağlamda, bu çalışmanın bulguları
2003 yılında 23 Nisandan yaklaşık bir bir hafta kadar önce medyaya,
psikologlara, değişik disiplinlerden bilimcilere ve meslek
örgütlerine, Çocuk Hakları Koalisyonu’na üye örgütlere kısa bir
rapor olarak gönderilmiştir.
Çocuklardan yana olarak basına
yapılacak müdahalelerin basında, kamuoyunda, sivil toplum
örgütlerince, devlet yetkililerince ve akademisyenlerce hemen olumlu
karşılanacağını, destekleneceğini beklemek gerçekçi olmayacaktır.
Bu çalışmanın ve daha sonra yapılan
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda gencin basında nasıl
yansıtıldığına ilişkin paralel çalışmanın olumsuz tepkiler aldığını
bu bağlamda vurgulamak yararlı olacaktır. Örneğin, Haziran 2003
ayında Malatya’da yapılan Psikolojk Danışmanlık ve Rehberlik
Kongresi’nde yapılan genel bir oturumda, bu çalışmaya dayanılarak
sorulan ve yazılı olarak iletilen “23 Nisanlarda çocuklara eziyet
edilmesine bilim insanlarının müdahalesine” ilişkin soru, oturum
başkanı tarafından okunmamış; oturum başkanı oturum sonrasında bu
sorunun yanlış bir soru olduğunu ve sansür edilmesi gerektiğini
nazik olmayan bir dille iletmiştir.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda
gencin basında nasıl yansıtıldığına ilişkin analiz, basının gençlere
tıpkı çocuklar gibi haksız davrandığını saptadığı için kimi sivil
toplum örgütlerinden olumsuz tepkiler almış ve temelde bu analizin
ulusal bir bayramı kötü gösterdiği iddia edilmiştir. Oysa bu analiz,
19 Mayıs törenlerinin stadyumlardan çıkarılması için çalışan gençler
tarafından beğenilmiş ve Ankara’da düzenlenen bir toplantıda
gençlerin tarafında olduğu için çoğaltılarak dağıtılmıştır. 19 Mayıs
sonrasında süren tartışmada, haklarını savunan gençlere değişik
gazetelerdeki kimi köşe yazarlarından çok olumsuz, hatta “vatan
haini” suçlaması içeren tepkiler gelmiştir. Bu suçlamalar ile
alevlenen tartışma, bir gazetenin 19 Mayıs basın analizini
başsayfaya taşımasına bile varmıştır. Sonuçta, bu basın analizinin
gençlerin haklarına destek olmak üzere sağladığı bulgular, basını
etkileyebilecek düzeyde önemli görünülürlük elde etmiştir.
Sonuç olarak, bu çalışma basında
olumsuz bir tablonun varlığını saptamak ile kalmamış, bilim insanı
sorumluluğu ve “eylemci bilim insanı” modeline uygun olarak
bulgularını basına ve kamuoyuna sunmuştur. Ancak çocukların gerek
özel günlerde, gerek diğer günlerde hak ettikleri muameleyi
görebilmeleri için çocuklar adına çocuk hakları alanında çalışan
kişilerin çalışması gerekmektedir.
Son Güncelleme Tarihi:
03-01-2006
|